Oyunlaştırma Nedir? (Gamification)

Gamification. Oyunlaştırma. Dijital pazarlama, sosyal medya, insan kaynakları süreçleri, iş yerinde motivasyon sağlama… nedeni ne olursa olsun bu kavramı bir yerlerden duyduysan bu konuyla biraz ilgilenmişsin demek. Son dönemlerde daha sık duyulmaya başlayan bu kavramla ilgili aklındakileri bir kenara bırakıp işin biraz da temelini öğrenmeye ne dersin?

Oyun Oynamak – Sektörel Bilgiler ve Motivasyon Kaynakları

“oyunlaştırma” kelimesi “oyun” kökeninden türetilmiş ve tabii temelinde de bazı oyun mekanikleri yatıyor. Bu nedenle aslında öncelikle biraz oyun sektöründen, oyunlardan ve oyun araçlarından bahsetmek iyi olacak.

Bir kaç sayı ile oyun sektörünün günümüzdeki önemini belirtmek gerekirse;

  • 2,1 milyar: dünyada toplam 7,5 milyarlık nüfusun 2,1 milyarı aktif bir şekilde oyun oynuyor: 565 milyonu Çin’de, 160 milyonu ABD’de ve 71 milyonu Rusya’da.
  • 30,8 milyon: Türkiye’de aktif oyun oynayan kişi sayısı.
  • 99,6 milyar dolar: 2016’daki küresel oyun sektörü hasılatı.
  • 106,5 milyar dolar: 2017 için beklenen küresel oyun sektörü hasılatı.
  • 112,5 milyar dolar: 2018 için beklenen küresel oyun sektörü hasılatı.

Bu sayılar bile aslında günümüzde bu sektörün ne derece önemli olduğunu gösteriyor.

Peki bunlar dışında, yani işin matematiğini bir kenara bırakırsak, çok basit fakat önemli bir soru var: insan neden oyun oynar? Sen neden oyun oynuyorsun?

Bunun çok göreceli olmakla birlikte birçok nedeni var. Oyun oynama motivasyonunun arkasında strateji oluşturmak, meydan okumak, problem çözmek, rekabet yaratmak, takımca çalışmak, sosyalleşmek, rol yapmak, kişisel olarak fark edilmek, başarma hissini sevmek gibi bazılarına neredeyse “insancıl ihtiyaç” diyebileceğimiz eylemlere ve hislere ek olarak hemen hemen herkes için geçerli tek bir neden yatar: oyun oynamak eğlencelidir. 🙂

Biraz çocukluğa dönersek… bu dönemlerde senin oyun oynama motivasyonun neydi bilemiyorum, ama benim ve etrafımdaki birçok arkadaşımın en büyük motivasyonlarından biri popüler olmak, en uzağa atlayarak diğerlerine üstünlük sağlamak, en kısa sürede herkesi bularak herkesten hızlı davranmak vs gibi aslında çocuk hislerini tatmin eden ufak dokunuşlardı. Bunlara ek olarak ise farkında olmadan el-göz koordinasyonunda iyileşme, kaynak yönetimi ve hesaplama, sosyal ilişkileri daha iyi yönetme, risk alma, muhakeme etme yeteneğinin gelişmesi… gibi çok güzel artıları da olduğu bir gerçek.

Oyunlar zamanla dijitalleşse de bu nedenler sadece biraz form değiştirerek bizle kalmaya devam etti. Sonrasında oyun dünyasının ve teknolojinin geldiği noktaları ve insanın başarma hissine olan zaafını göz önünde tutarsak, özellikle son bir kaç senede işler belki bazı noktalarda çığrından çıktı ve can aldı… boşanmadan tutun da çocukları ciddi klinik tedavi almaya gönderen ailelere kadar birçok negatif etkisi de oldu…

Yani hemen hemen her şey gibi pozitif etkileri olmasına rağmen “aşırı”sı da zararlı bir eylem.

Ama merak etme, “oyunlaştırma” kavramı “oyun”dan güzel tarafları alıp farklı şekillerde kullandığı için burada herhangi bir zarar yok gibi… en azından bazı noktalar göz önünde tutulduğu sürece yok.

Play vs Game

Oyun oynama kavramı üzerine konuşurken şunu akılda tutmak gerekli: bahsedilen şey bir kurgusu olan oyun oynamak, öylesine oynamak değil.

Yani bu konuda yazılan kaynaklarda uzun uzun anlatılan “play VS game” farkını akılda tutmak lazım.

“play” kelimesi Antik Yunanca’da “amacı olmayan ve sadece eğlenmek için yapılan aktiviteler” anlamına gelen “Paideia” kelimesinden gelmektedir. “play”in bir kazananı veya kaybedeni yoktur, sadece eğlenmek, güzel vakit geçirmek ve keyif almak için yapılan aktivitelerdir.

“game” ise “play”e göre daha ciddi bir anlam taşımaktadır ve ““belirli kurallar çerçevesinde bir amaca ulaşılmaya çalışılan ‘play’” anlamına gelen “ludus” kelimesinden türemiştir.

Örnekle anlatmak gerekirse, deniz kenarına gidip kumlardan kale yapmak bir “play” iken basketbol oynamak bir “game”dir.

Amerikalı oyun tasarımcısı Jane McGonial, “The Reality is Broken” isimli kitabında, oyunlarda sergilenmesi gereken dört temel kategoriden bahseder: amaçlar, kurallar, geri bildirim sistemi ve gönüllü katılımcılık.

Amaç kategorisi, oyunlaştırılmış sistemde, oyuncuların sınırları etkilediği, oyuncuların neye erişmek istediği ve orada bulunma amaçları gibi asıl sebeplerin cevabını barındırır.

Kurallar kategorisi, oyuncuların amaca ulaşmaları için neleri yapıp, neleri yapamayacaklarını gösterir.

Geri bildirim sistemi, hedef doğrultusunda oyuncuların nerede olduklarını, neye ihtiyaçları olduklarını ve ne gibi şartlarda hedeften kopacaklarını gösterir ve hatırlatır.

Son olarak da, gönüllü katılım, oyuncuların özgürlük ve bağımsızlığını ifade eder. “Bunu yapmam gerekiyor.”dan ziyade, “Bunu yapmak istiyorum.” cümlesi gönüllü katılımıdır.

Oyunlaştırma Mekanikleri

Oyun oynamanın arkasındaki mekanikleri bir görselle gösterecek olsak temelde şöyle bir şey ortaya çıkardı:

Aslında bu görselin de anlattığı ve oyun kavramının kapsadığı temel noktaların büyük bir kısmı oyunlaştırma için de geçerli: yukarıdan başlayarak saat yönünde sıralı şekilde: aktivite, hayal gücü, kurallar, güvenlik, hedefler, karar mekanizması, gönüllülük, çekişme, birlikte çalışma, maddi kazanç şartı olmaması, rol yapabilme ve belirsiz sonuç olasılığı.

Tüm bunlar oyun oynama mekaniklerinin en sık kullanılanları gibi düşünülebilir.

İşte gamification, yani oyunlaştırma da çok temelde ve tek cümleyle “oyun oynamanın temel mekanizmalarını hayatın başka alanlarına uyarlamak” şeklinde açıklanabilir.

Bunun birçok uygulama alanı ve uyarlama nedeni olabilir – tamamen tasarıma ve ihtiyaca bağlı (ilerleyen yerlerde bahsedeceğim, dur daha yeni başlıyoruz).

Gamification  yani Oyunlaştırma Nedir, Ne Değildir, Faydaları Nelerdir?

Oyunlaştırma,

  • her şeyi oyuna çevirmek,
  • iş yerinde oyun oynamak,
  • oyunların iş kapsamındaki her türlü entegrasyonu,
  • sadece PBL kullanımı (Points, Badges, Leaderboard: Puan, Rozet, Liderlik Tablosu),
  • oyun teorisi

DEĞİLDİR 🙂

Bunlardan bazılarını okuyunca belki “e tabii ki yani…” demiş olabilirsin ama en baştaki anlaşmamızı unutma, bildiklerini bir kenara bırakarak okuyorsun bunu, değil mi? 🙂 oyunlaştırma deyince hayatımızdaki veya iş yerindeki her şeyi oyuna çevirmek gibi fikirleri olanlar da oluyor, bunu iş yerinde oyun oynamak (?) gibi anlayan da oluyor. Ve son dönemlerdeki popüler kullanımı ile bu kavramı duyunca hemen puanlandırma ve ödüllendirme sistemi düşünenler de oluyor.

Oysaki oyunlaştırma, oyunla ilgili kavram ve dinamikleri, temel mekanikleri oyun olmayan bir konseptte kullanmaktır.

Oyunlaştırmanın başlıca faydaları:

  • insanların daha katılımcı ve verimli olmasını sağlar,
  • gündelik ve belki monoton/sıkıcı gözükebilecek işleri daha keyifli hale getirir,
  • beynin daha aktif çalışmasına yardım eder,
  • öğrenmeyi kolaylaştırır,
  • hem uyarıcı hem zorlayıcıdır,
  • insanların hata yapmalarına ve hatalarından öğrenmelerine olanak sağlar,
  • oyun oynama becerisini destekler,
  • yaratıcı düşünmeye teşvik eder.

Oyunlaştırma bunu nasıl yapıyor, nasıl verimli bir şekilde tasarlanabilir, örnekleri nelerdir… bunlardan da bir sonraki yazımızda bahsedeceğiz 🙂

Not: Ben bir oyunlaştırma tasarımcısı veya uygulayıcısı değilim, kim olduğuma buradan bakabilirsin, bu konuyu keşfettiğinden beri bunla ilgili okuyan, araştıran, şu an bir eğitim alan ve hakkını vererek bu konuyla ilgilenen gönüllü bir oyuncuyum 🙂 o nedenle burada yazdıklarım öğrendiğim ve araştırdığım teorik bilgilerin sonucu, bu konuda her zaman konuşmaya ve her türlü yoruma açığım!

SİZ DE YORUM YAPIN!

YORUMLAR (0)