Sosyal Medya ve Depresyon

2000’li yılların başından itibaren hayatımızda yüksek oranda yer etmeye başlayan iki büyük ve etkileyici gerçeklik var. Birincisi, elbette ki sosyal medya kavramı ve ikincisi ise kişilerin yaşadığı depresyondaki artış oranı… Hatta o kadar ki sosyal medya ve depresyon kavramları günümüzde en çok konuşulan ve en çok birbirleri ile ilişkilendirilen olaylardan bir tanesi.
Akıllı telefonların hayatımıza girişiyle birlikte yükselişe geçen ve artık neredeyse hayatımızın vazgeçilmez bir ögesi haline gelen sosyal medya gerçekliğine hepimiz hâkimiz. Ücretsiz kaydolma imkânı sunmaları ve kullanışlı ara yüzleri sayesinde her bir platformun milyonlarla ölçülen bir kullanıcı kitlesi var.

Sosyal medya ve depresyon arasındaki bağı anlamak ve bu olguları konuşabilmek için öncelikli olarak ele aldığımız konunun derinliklerini incelemek gerekiyor.

Sosyal Medya Kavramının Hayatımıza Girişi

İnternetle doğrudan ilişkili olan sosyal medya kavramının tarihi oldukça yeni olsa da hayatımızda o kadar büyük bir yere sahip ki, sanki fi tarihinden beri hayatımızda varmış gibi bir his uyandırıyor. Oysa ki internetin bile 60’lı yıllarda ortaya çıkmaya başladığını varsayarsak, sosyal medyanın tarihteki yerini alışı 90’lara tekabül ediyor.

Six Degrees’in Doğuşu

20-25 yıl öncesinin uygulaması olsa da neredeyse kimsenin hatırlamayacağı bir girişim kendisi. 1997 yılında kurulan ilk sosyal ağ olmasının yanı sıra kitleler arasında tutunamamıştır. Nitekim bize çok sosyal medya kavramının doğuşu olması açısından bir önem taşır ve bu kadar da yakın tarihlidir.

LinkedIn, Facebook ve Dahası

2017 yılından itibaren kendisinden daha sık söz ettiren LinkedIn platformunun Facebook’tan daha önce kurulmuş olduğunu biliyor muydunuz? LinkedIn, 2002 yılında kurulurken Facebook’un kuruluşu 2004 yılına uzanıyor. İnsanları birbirine online olarak bağlama ve kendi aralarında çeşitli şekillerde iletişim kurmaya yönlendiren bu iki platform da toplum içinde hızla yerini almış durumda. Tabii, Facebook’un yüksek bir ivmeyle gösterdiği başarı diğer bütün platformları geride bırakıyor. Önce kendi bünyesi içerisinde dikey büyürken daha sonrasında instagram ve whatsapp platformlarını da kendi içine alarak büyümesiyle hacmini oldukça genişletmiş oldu.

Bu pazarın içerisine 2006 yılında katılan Youtube platformu ile sosyal medya kavramı yeni bir içerik boyutu kazandı ve içerikte videoların önemi ortaya çıkmaya başladı. Keza, aynı yıl içerisinde instagram ve twitter platformları da hayatımızdaki yerini aldı. Twitter, haber alma kaynağı konusundaki arayışımızı şekillendirirken instagram ise “hayatı sunma” şeklimizi değiştirdi diyebiliriz.

Sosyal Medya ve Depresyon

Gün geçtikçe insanların kendilerini açıkça ortaya koyabilecekleri ve diledikleri şekilde ifade edebilecekleri mekan halini alan bu mecra aslında oldukça kısa bir sürede herkesin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Sadece ifade etmek de değil: arkadaşlık kurmak, bilgi alma hatta daha ilerleyen boyutunda satın alma işlemlerinin yapıldığı koskoca bir sanal dünyanın niteliklerini içinde taşır oldu.
Hayatımızda bu denli büyük yer kaplayan sosyal medyanın davranış ve alışkanlıklarımızda değişikliklere sebep olmamasını beklemek de biraz tuhaf olurdu doğrusu. Kaldı ki, çoktan değişime sebep oldu.
İnsanları anlama biçimi, algılayışımız, olaylara bakma şeklimiz, insan ilişkilerimiz ve bütün bunların bir sonucu olarak en çok da psikolojimizin değişmesine sebep oldu.
Teşhir, stalk, kalabalıklar içinde yalnızlık, içine çekilme, beğenilme, kendini gerçekleştirme arzusu gibi kavramları hat safhada kullandırtan bir değişim…

Değişim nasıl oldu?

Kendimizi “özgürce ifade edebildiğimiz” alan, gün geçtikçe kendimizi teşhir ettiğimiz alana dönüştü.
Bilgi almak olarak adlandırdığımız ihtiyacımız bir yerden sonra “stalk” dediğimiz başkası hakkında özel bilgileri gizliden gizliye takip ettiğimiz bir hal aldı.
Arkadaşlık kurmak esas amaçken bir anda arkadaşlık kurmak mecralarda “beğeni toplamak” için araç haline gelir oldu.
Hayata dair anı paylaşma halinden hayatı en güzel şekilde sunmaya dair bir dönüş yaşandı.

Sonuç? Depresyon.

Yapılan araştırmalar sosyal medya kullanımıyla beraber depresyon yaşayan kişilerin artışının arasındaki doğru orantıyı ortaya koyuyor. Özellikle genç ve genç erişkin dediğimiz nesil depresyon konusunun özneleri olurken depresyona sebep olan en temel sebep ise aslında uygulamaların kendisi değil, dijital yerli olarak adlandırabileceğimiz bu neslin sosyal medyayı kullanma şekilleri. 2010 yılından itibaren artış gösteren psikolojik yardım taleplerinin bulguları genelde depresyon ve endişe artışı üzerine olduğu saptanmış durumda. Endişe ve depresyon talebi ile gelen kitlenin yoğunluğu ise son yıllarda daha da yükselişte.

Sosyal medyanın ve dijital dünyanın içinde kaybolmadan bu dünyanın bir parçası olabilmek belki de çağın en özen gerektiren işlerinden. Kim bilir, belki de sosyal medyada başarılı bir profil olmanın en iyi yolu kendini keşfedip yenmektir!

SİZ DE YORUM YAPIN!

YORUMLAR (0)